(Turkish) Doç. Dr. Şule Ergün: “NGS’lerin Karbon Ayak İzleri Çok Düşüktür”

Sorry, this entry is only available in Turkish. For the sake of viewer convenience, the content is shown below in the alternative language. You may click the link to switch the active language.

İçinde bulunduğumuz 2019 yılı 5-6 Mart tarihlerinde İstanbul’da Nükleer enerjinin büyük aktörlerini bir araya getiren “2. Nükleer Santraller Fuarı ve 6’ıncı Nükleer Santraller Zirvesi” olan dev bir organizasyon yapıldı. Dört kıtadan 20’nin üzerinde ülkeden toplam 188 firma ve bin ziyaretçi, nükleer alanındaki en son gelişmeleri mercek altına almak ve müzakere etmek üzere Fuar ve Zirve’de bir araya geldi. Nükleer Mühendisler Derneği ve Ankara Sanayi Odası iş birliği ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleştirilen Fuar ve Zirve, Pullman İstanbul Airport Hotel ve Kongre Merkezi’nde düzenlendi. Fuar ve Zirve’nin açılışına; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürlüğü Genel Müdür Vekili İbrahim Halil Dere, Nükleer Mühendisler Derneği Başkanı Erol Çubukçu, Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı & REIN JSC Birinci CEO Yardımcısı Anton Dedusenko, Korea Hydro & Nuclear Power (KHNP) Başkanı Jae-hoon Chung katıldı. Resmi verilere istinaden Türkiye’nin elektrik ihtiyacının 2023’te yaklaşık yıllık 500 milyar kWh’a çıkacağı öngörülmektedir. Ancak hidrolik, rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütledeki tüm potansiyel kullanılmış olsa dahi mezkur talebin ancak %50’sini karşılayabilmek mümkün olduğundan enerji çeşitliliği ve arz güvenliği için 2023 senesine kadar üç nükleer enerji santralinin faaliyete geçirilmesi bir ülke hedefi olmuştur. Bu minvalde enerjide dışa bağımlılığını azaltmadaki önemi ve enerji arzı güvenliğinde alternatif bir enerji türü olma potansiyeli nedeniyle nükleer enerjiden yararlanmanın Türkiye için önemi giderek artmakta olduğunu söyleyebiliriz. Nükleer enerjiye yönelik bu zirvede Sayın Doçent Dr. Şule Ergün ile keyifli bir röportaj yaptık. Röportajımızı sizlere paylaşmaktan mutluluk duyarım.

Bir araya gelen paydaşlar açısından bakıldığında genel olarak zirvenin verimliliğini nasıl değerlendir misiniz?

Zirvemiz, ülkemizin ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın nükleer santral projelerinin tüm paydaşlarını bir araya getiren bir etkinliktir. Bu paydaşların içinde devlet yetkilileri, nükleer santral projelerini yürüten ve nükleer santralleri işleten şirketler, nükleer santral projelerinde rol alan firmalar, akademisyenler ve medyamızın sevgili mensupları yer almaktadır. Zirve, tüm bu paydaşların bilgi ve görüş alışverişinde bulunmaları, yeni işbirlikleri, firma evlilikleri ve anlaşmaların yapılması açısından ve nükleer santral projelerinin şeffaf bir ortamda tartışılması bakımından oldukça verimli geçmektedir. Zirvemizi sayesinde nükleer santral projelerine ürün ve hizmet vermekte tecrübeli yurt dışından firmalarla Türk firmalarının yaptıkları işbirliklerinin sayısı artmaktadır.

Fay hattına uzak, soğutma suyuna yakın yerde kurulması icap eden  Nükleer Santrallerin dezavantajlı yanları özelinde bakıldığında ekseriya güvenlik ve radyasyona yönelik menfi yönleri Three Mile Island, Çernobil Fukuşima gibi Nükleer Santral Kazaları örnekleriyle ön plana çıkmakla birlikte kuruluş maliyetleri de yüksektir. Bu maliyetlerin düşürülmesi için de bilimsel çalışmalar  ve RD yapılmakta mıdır ve ne aşamadadır? 

Nükleer santrallerin yapımı aşamasında, ilk yatırım maliyetleri gerçekten yüksektir. Bunun nedeni, sizin de bahsetmiş olduğunuz güvenlik özellikleridir. Nükleer santrallerin büyük titizlikle, çok sayıda yedekli ve çalışma prensibi çeşitli ekipmanla, yüksek teknoloji ve üstün kalite kuralları kullanılarak kurulması gerekir; bu da nükleer santrallerin inşaatının uzun sürmesine, projelerin üç aşamada lisanslanmasına, projenin yatırım açısından riskler taşımasına dolayısıyla da pahalı yatırımlar haline gelmesine neden olur. Nükleer teknoloji ile ilgili hiç bir projede yatırım maliyeti güvenlik savaşını maliyet kazanmamalıdır. Güvenlikte ödün vermeden, santralin inşaat sürecini kısaltmak üzere modüler inşaat teknikleri kullanılmaktadır.

Nükleer enerji üretiminin eldesi neticesinde ortaya çıkan radyoaktif maddelerin korunması ve saklanması konusunda Üniversiteler çalışmalar yapmakta mıdırlar ?

Bahsettiğiniz radyoaktif maddelerin korunması ve saklanması konusu, bir çok araştırma ve geliştirme çalışmasının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bahsettiğiniz konunun hukuksal, ekonomik ve teknolojik bir çok boyutu olmasının yanısıra, koruma ve saklama için malzeme geliştirilmesi, hesaplamalar ve ölçümler yapılması, test düzeneklerinin ve bilgi sistemlerinin oluşturulması gibi bir çok boyutu vardır. Tüm bunlar için gerek üniversitelerde gerekse de araştırma merkezlerinden Ar-Ge faaliyetleri yürütülmektedir.

Nükleer yakıtın Türkiye’de üretilebilmesi gündeme gelirse ne tip sıkıntılar ortaya çıkabilir?

Türkiye’de kurulacak olan nükleer santrallerin yakıtları zenginleştirilmiş (doğada bulunan uranyumun içindeki bölünebilir uranyum izotopu arttırılmış) uranyum içermektedir. Zenginleştirme teknolojisi, nükleer enerjinin barışçıl olmayan amaçlarla kullanılmasında önemli bir aşama olduğundan, bu teknolojiyi kullanan ya da geliştiren ülkeler uluslararası arenada baskı ile karşılaşmaktadır. Ancak, hali hazırda zenginleştirilmiş uranyumu kullanarak yakıt üretmek, ülkemiz açısından sıkıntı ortaya çıkarmayacaktır. Burada asıl konu, yakıtı ülkemizde üretmeye gerek olup olmadığıdır. Dünyada nükleer yakıt arzı, nükleer yakıt çok küçük hacimlerde çok uzun süre kullanılabildiğinden talebi rahatlıkla karşılamaktadır. Ülkemizin, kurulursa üç nükleer santral için yakıt üretimi yatırımı yapmasının ekonomik açıdan makul olup olmayacağı değerlendirilmelidir.

Türkiye’de ve Dünyada kullanılmış nükleer yönetimi bakımından mühendislik alanında ne tip ilerlemeler kaydedilmektedir ?

Kullanılmış nükleer yakıtın ve radyoaktif atıkların yönetimi teknolojik bir sorun içermemektedir. Farklı yönetim tercihlerine göre teknolojik olarak onaylanabilir bir çok yöntem geliştirilmiştir. Günümüzde özellikle kullanılmış nükleer yakıt için nihai çözümlerin uygulanması ile ilgili en önemli karar kullanılmış yakıtın içindeki kullanışlı izotopları ayırmak üzere yeniden işlenip işlenmeyeceği ile ilgili karardır. Kullanılmış nükleer yakıt yeniden işlenmeyecekse yönetimi için yapılan çalışmalar ve ilerlemeler ayrı bir yazının konusu olabilecek kadar geniş bir boyuttadır.

Nükleer enerji ile ilgili ulusal politikaların kamuoyu tarafından açık ve şeffaf bir şekilde bilgilendirilmesi konusunda Üniversitelerin ne gibi katkıları olmaktadır?

Kamuoyunu, nükleer teknoloji ile ilgili akademik ve teknik konularda şeffaf bir şekilde aydınlatmak akademisyenlerin görevleri arasındadır diye düşünüyorum. Ancak nükleer santrallerin yürütülmesinde projelerle ilgili karanlıkta kalan kısımlar varsa, kamuoyunun bu projeler için bilgilendirilmesi öncelikle devletimizin ilgili makamlarının ve projeyi yürüten şirketlerin sorumluluğunda olmalıdır.

Nükleer enerji teknolojisinin kazanılmasıyla ülkenin bilimsel ve teknolojik açıdan ilerlemesine katkıda bulunulmaktadır. Türkiye’de Nükleer Enerji özelinde bilim insanları ve mühendislerin öne çıkan katkıları nelerdir?

Ülkemizde şu an yürümekte olan nükleer santral projelerinde, projelerin yer seçiminden çevre etkileri değerlendirme raporunun hazırlanmasına, lisanslamadan proje yönetimine, projelerin fizibilite çalışması, halkın aydınlatılması, insan kaynakları değerlendirmesi ve hazırlanması gibi bir çok alanında Türk iş gücü ve akademisyenleri önemli roller almaktadır. Bunun yanı sıra, Türk firmalarının nükleer santral projelerinde rol almaktadırlar. Nükleer santral projeleri ilerledikçe ve teknolojinin yerlileştirilmesi çalışmaları arttıkça, üniversite sanayi işbirliği çerçevesinde hem tecrübe hem de bilgi artışı sağlanmış olacaktır.

Nükleer Enerji sektörü gibi  gerekli güvenlik önlemlerinin alınması bakımından Kritik Altyapı Bilgi Sistemleri hayli önemli olduğu bir ortamda sanal – suç ve sanal – terörizm tehditlerine karşı alınması gerekli tedbirlerin mühendislik alanınız ile etkileşimi nasıl olmaktadır ve bu konuda temel sorunlar nelerdir ?

Bahsettiğiniz konular nükleer santrallerin emniyeti için özenle değerlendirilir. Hem santral ve kurulacağı ülke hem de uluslararası düzeyde önceden belirlenmiş ve onaylanmış yöntemlerle emniyetle ilgili değerlendirmeler yapılmaktadır. Emniyetin değerlendirilmesi, sağlanması ve ilgili kuralların uygulanıp denetlenmesiyle ilgili düşünülebilecek ve önceden tecrübe edilmiş her sorunun çözümü için tedbirler alınmaktadır. Aynı nükleer güvenlikte olduğu gibi nükleer emniyet söz konusu olduğunda çözülmemiş bir temel sorunla projeye devam etmek söz konusu değildir.

2019 yılı başında Beyin göçü hakkında basında çıkan asılsız haberlere itibar etmiyoruz elbet. Öte yandan ileri teknoloji yatırımlarının giderek artmasına ve çeşitli regülasyonlara rağmen milli insan kaynağına nükleer enerji özelinde bakıldığında Dünyanın çeşitli  gelişmiş ülkelerindeki reaktörlerde de çalışmakta olan pek çok Türk Atom Mühendisi ve Çekirdek Teorisiyle ilgilenen fizikçilerimiz olduğu bilinen bir gerçek. Bu noktada Nükleer Enerjide Beyin Göçünün gelecekte tersine çevrilebilmesi için ne tip altyapılara ve vizyona ihtiyaç var sizce? Ve bu soruya bağlı olarak şayet geliştirilmekte olan bir milli strateji var ise Üniversitenizin ne gibi bir işbirliği ve bu yolda sizin gibi değerli öğretim üyelerinin ne gibi somut katkıları bulunmaktadır?

Ülkemizde nükleer santral projelerinin farklı aşamalarında farklı iş konuları için tersine beyin göçü sağlamak üzere yürütülen bir çalışma olup olmadığını bilmiyorum ancak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın sağladığı burslarla iki yıldır nükleer enerji alanında yüksek lisans ve doktora yapmak üzere farklı mesleklerden kişiler arasında seçim yapılmaktadır. Seçilen kişilerin bir kısmı ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve G. Kore gibi ülkelerde eğitim almaya başlamıştır. Üniversitemizin öğretim üyeleri, eğitimini tamamladıktan sonra üniversitelere akademisyen olacak öğrencilerin danışmanlığını yapmaktadır. Ayrıca, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde çalışacak Türk personelin Rusya’da eğitimi sürmektedir ve yeni öğrencilerin Rusya’ya gitmesi de söz konusudur. Benim insan kaynakları değerlendirmesi ile ilgili olarak, nükleer santral projelerinde çalışacak iş gücünün planlanması ile ilgili çalışmalarım oldu.

Yine bir önceki soru ile bağlantılı olarak istihdam açısından bakıldığında en çok dile getirilen hususlar arasında Nükleer mühendislerin TAEK, ETKB, TEÜAŞ, TEİAŞ  gibi Devlet sektöründe iş  bulabilmelerine rağmen Özel sektörde nükleer mühendise gereksinimin pek olmadığı yönünde. Siz bu görüşlere katılıyor musunuz ? 

Özel sektörde nükleer mühendislere duyulan ihtiyaç, nükleer santral projeleri ilerledikçe artacaktır. Nükleer mühendislerin en çok devlet kurumlarında istihdam edildiği gerçektir, ancak özellikle enerji ve yazılım sektörlerinde özel şirketlerde istihdam edilen nükleer mühendisler vardır. Mesleğin çok tanınmıyor olması, özel sektörde nükleer mühendis istihdamını kısıtlasa da nükleer santral projelerinin ilerlemesiyle bunun değişeceğini düşünüyorum.

Nükleer santraller çevreyi kirletmez. Nükleer santrallerin çevre ve insanlar üzerindeki radyasyon etkisi atmosfere zararlı yanma ürünleri yayan petrol, kömür ve akaryakıt  benzeri hidrokarbonlar bazında çalışan elektrik santrallerine kıyasla daha az olmakla birlikte küçüktür. Hava kirliliği ve sera gazı emisyonları değerleri bu sayı doğrulamaktadır. Radyoaktif maddelerden mütevellit olan tüm yanan yakıtın nükleer santral içerisinde kalması ve sonrası güçlü konteynerler alınması mantığına dayalı kapalı döngü çalışan nükleer bir tesisten atmosfere yalnızca saf su girer. Buna rağmen yaygın düşünce Nükleer santrallerin çevreyi kirlettiği yönündedir. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir ? 

Nükleer santraller normal işletmeleri sırasında çevreyi en az kirleten enerji üretim tesislerinden biridir. Nükleer enerji santrallerinin karbon ayak izleri gerçekten çok düşüktür. Ülkemize kurulacak nükleer santraller, sera gazı olarak kabul edilen su buharı salmayacaktır. Nükleer santrallerin normal işletmesi sırasında sorgulanabilecek en önemli çevre etkisi deniz suyu sıcaklığının artacak olması olabilir; bu da ülkemizin mevzuatları çerçevesinde izin verilen değerlerin altında olacaktır. Burada bu yazdıklarımın nükleer santrallerin normal işletmesi için geçerli olduğunu vurgulamak isterim. Ülkemize kurulacak nükleer santrallerde, ciddi kaza durumunda bile çevreye ve halka ulaşacak radyoaktif madde miktarının en düşük seviyede kalması için gerekli tedbirler lisanslama kuralları çerçevesinde alınacaktır.

Nükleer Enerji konusunda Türkiye’nin önündeki Know-how transferi fırsatlarını Nükleer Enerji Mühendisliği perspektifinden nasıl değerlendirirsiniz?

Nükleer enerji konusunda Know-how transferine en çok üretim iş başı eğitim ve pratik uygulamalar için ihtiyaç duyulacaktır. Bunun için bahsettiğim her alanda teknoloji transferi için ilgili anlaşmalar ve bilgi transferi sağlayacak görüşmeler yapılmaktadır.

Ucuz ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı nedir meselesi gerek Türkiye gerekse bir çok ülkede henüz kamu alanında algılanmış bir mesele değil. Toplum nezdinde Nükleer Enerji ve Nükleer Silah meselesi sürekli olarak birbirlerine karıştırılmaya meyilli bir algı ortamıyla çevrilidir. Hatta nükleer güvenlik tartışmalarının bile birbirinin içine girmiş vaziyette olduğunu görmekteyiz. Bunu bertaraf etmek için ve nükleer teknolojinin barışçı amaçlarla kullanımına ait bilgilere dair sizce nasıl bir temel enerji kavramları farkındalığı yaratılabilir ve bilim insanlarının bu yöndeki katkıları neler olabilir  ?

Bahsettiğiniz farkındalık çok önemlidir. Bu farkındalığın sağlanması için ilgili devlet kurumları ve proje şirketleri çalışmalar yapmaktadır. Bilim insanları ise, gerek kişisel çabaları çerçevesinde gerekse de sivil toplum örgütleri ile birlikte (Nükleer Mühendisler Derneği gibi) kendilerine yönetilen soruları ve bilgi aktarımı isteklerini yanıtlamaya çalışmaktadırlar.

Hali hazırda Türkiye’nin taraf olduğu nükleer ile ilgili anlaşmalar var. Bu konuda özellikle altını çizmek istediğiniz bir husus, mühendislik ve nükleer hukuka dair etkileşim alanları bakımından belirtmek istediğiniz bir konu var mıdır ?

Türkiye, nükleer enerjinin barışçıl amaçla kullanımıyla ilgili uluslararası oluşumlara taraftır ve bu konudaki taraflığını ve kararlılığını uluslararası arenada göstermektedir.

Güvenlik amaçlı sürekli monitör edilerek kontrol altında tutulan düzenli aralıklarla muhtemel sızıntı ve çatlaklara karşı düzenli aralıklarla olası çatlaklara karşı kontrol müşahede edilen  Nükleer santral güvenliği özelinde “yapay zeka” teknolojileri ne yöne evrilmektedir?

Nükleer santral güvenliği için uzun sürelerce tecrübe edilmiş, kendini ispatlamış ve lisanslayıcı kurumlar tarafından kabul görmüş tekniklerin kullanılması söz konusudur. Yapay zeka teknolojisi bu bağlamda nükleer güvenlik için destekleyici bir teknoloji olarak kullanılmaya başlanabilir; ancak güvenlikle ilgili lisansların verilmesi ya da kabullerin yapılması için etkin bir rolü olmasının zaman alacağını öngörmekteyim.

Önce sorulan tüm soruların bütünlüğü ve kapsayıcılığı ışında ve kurulması planlanan nükleer santral projelerine de gelecekte olumlu katkıları yaratması umuduyla güçlü ve geliştirilmesi gerekli alanlar bakımından siz Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin mevcut durumunu nasıl değerlendirirsiniz ?

Akkuyu Nükleer Güç Santrali ilk kez nükleer santral projesi yürütülen bir ülkedeki gibi beklenen bazı güçlükler ve katkılarla sürmektedir. Santralin şu anda öngörülen en önemli etkisi devreye alındığında ucuz, sürekli ve güvenilir elektrik üretmesi olacaktır.

Türkiye’nin ileri teknolojiye geçişini hızlandırma merhalelerinin bir bileşeni olan nükleer enerjiye yönelik bu zirve esnasında Sayın Doçent Dr. Şule Ergün ile tanışmak da benim için büyük bir ayrıcalıktı. Lisansını Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği, Yüksek Lisansını Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği ve Doktorasını Pennsylvania Devlet Üniversitesi Nükleer Mühendislik bölümünde tamamlamış olan Dr. Şule Ergün Nükleer Güvenlik ve Tasarım, Çift-Fazlı Akış Modellemeleri, Model Geliştirme ve Programlama, Elektrik Güç Sistemlerinin Analizi ve Modellemesi, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği Modellemeleri gibi alanlarda çalışmakta olup hali hazırda  misyonu bilim ve teknolojinin tüm dallarına katkı yapabilecek bilgi, geniş görüş, beceri ve evrensel değerlere sahip bireyler yetiştirmek ve ülkemizde ve dünyada nükleer teknolojinin barışçı amaçlarla, güvenli ve çevreci bir şekilde gelişimine katkıda bulunmak olan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği’nde öğretim üyesi olarak yapmaktadır. Değerli Hocamıza bana ve Enerji Gazetesi’ne kıymetli vaktinizi ayırarak bu röportajın gerçeklemesi konusundaki nazik olumlu, son derece sempatik ve içten yaklaşımı için teşekkürlerimle…

Çiğdem Yorgancıoğlu – Energy Contracts Expert / Forensic Person / ‘Enerji Gazetesi’ Author – cigdem.yorgancioglu@enerjigazetesi.ist – http://www.cigdemyorgancioglu.org/

2. Nükleer Santraller Fuarı ve 6. Nükleer Santraller ZirvesiAkkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS)alternatif enerjiankara sanayi odasıbarışçıl nükleer enerjienerji gündemienerji haberlerienerji ve tabii kaynaklar bakanlığıHacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji MühendisliğiKnow-how transferiKorea Hydro & Nuclear Power (KHNP)nuclear energynuclear energy agreementnuclear energy newsnükleer enerjiNükleer Enerji Alanında İşbirliğinükleer enerji mühendisliğinükleer enerji piyasasıNükleer enerji satrallerinükleer enerji sektörünükleer enerji sektörü haberleriNükleer Enerji ve Nükleer SilahNükleer Mühendisler DerneğiNükleer Santral Kazalarınükleer santral projelerinükleer yakıtÖğretim Üyesi Doç. Dr. Şule Ergünradyoaktif maddeREIN JSCTürk Atom Mühendisi ve Çekirdek TeorisiTürkiye’de Nükleer Enerji
Yorumlar (1)
Yorum Ekle
  • Halil Elvend Kantar

    Güzel,faydalı,yararlı,çeşitli görü,fikir alış/verişlerine imkan saglamış olan bir ropartaj olmuş.
    Bilimsel,aydınlatıcı,bilgilendirici ve aktüel konuyu da kapsayan güzel bir konuşma.
    Kutluyor,başarılarınızın devamını diliyorum.